İstanbul’un sessiz tarihçileri!

Ağaçlardan, evet ağaçlardan söz ediyorum; tarih boyunca çeşitli inançla-rın kutsallaştırdığı, çevremize güzellikler kattığı için baş tacı ettiğimiz var-lıklardan… Volkan Yalazay, Eski İstanbullu Ağaçlar (İstanbul’un Anıtsal Ağaçlar) başlıklı çalışmasıyla İstanbullu ağaçların bir başka tutkunu Çelik Gülersoy’un izinden gidiyor.

 

“Çelik Gülersoy’u anısına saygıyla”

Volkan Yalazay, Eski İstanbullu Ağaçlar (İstanbul’un Anıtsal Ağaçlar) başlıklı çalışmasıyla İstanbullu ağaçların bir başka tutkunu Çelik Gülersoy’un izinden gidiyor. Yalazay ne bir bitki bilimci ne bir orman mühendisi; özverili bir gönüllü ağaç uzmanı. Eski İstanbullu Ağaçlar, akıl almaz bir özveri ve emek ürünü.

Son derece yetkin yüzlerce tarihsel ve güncel fotoğraf ve desen, düşün ve yazın insanlarından alıntılarla bezenmiş; büyük boy (22x28 cm), kuşe kâğıda basılıp ciltlenmiş.

Ağaçlar, özellikle de “anıtsal” sayılan ağaçlar evrenine ilişkin onlarca sayfa açıklama; yerli, yabancı yayınlardan oluşan varsıl bir kaynakça; Latince, Türkçe, yanı sıra, yerel adlarıyla tanıştırılan yerli ve yabancı 24 cinsten 340’ü fotoğraflı 400 dolayında “anıtsal” ağacın tarihsel, kültürel, öyküsel geçmişlerine; yaşları, boyutları, ağaç bilimsel özellikleri, yersel konumları ve günümüzdeki durumlarına ilişkin ayrıntılı bilgi içeriyor. Farkındalık yaratıcı, dostluk kurdurucu, meraklandırıcı bir anlatım.

ÇINARLAR... ÇINARLAR... ÇINARLAR...

Nâzım’ın, ünlü şiirlerinden “Vasiyet”i anımsarsınız: tepemde bir de çınar olursa  / taş maş da istemez hani...” der. Nâzım’ın çınarı, mezar taşı olarak yeğlemesi nedensiz değil kuşkusuz: Tüm görkemliliğine karşın bilge ama son derece de alçakgönüllü ağaçlardır çınarlar.

Ormancı ozan, Türkçe sevdalısı Kerim Yund yıllarca önce önermişti: “İstanbul’un bir bitki ile temsili icap etse, bu ya bir çınar ağacı, yahut bir çınar yaprağı olmalıdır.”

Yalazay da bu öneriyi benimseyenlerden olmalı ki yapıtının “Çınar Hazretleri” başlıklı bölümüne tam 142 sayfa ayırmış; haksız mı sizce? Bu gerçekliklere karşın ilgili kurumların kentsel, özellikle de kırsal yerleşmelerdeki ağaçlandırma çabalarında çınarlara gerektiğince yer vermemesini anlamak zor.

Eski İstanbullu Ağaçlar, artık çokça örneğini görebileceğiniz türden yalnızca bir ağaç güzellemesi değil; bir “İstanbul Tarihi” kitabı. İstanbul’un neredeyse hırsla silinmesine çalışılan, ne yazık ki yeterince bilinmeyen güzelim insanlık tarihini de bize anımsatan bir tarih kitabı!

Ağaçlar, sessiz tarihçilerdir çünkü. Üstelik, tarihçilikleri, yalnızca ekolojik koşullardaki değişmeleri yansıtmakla da sınırlı değildir: Ağaçlar bizlere toplumun değişik kesimlerinin kültürel, yanı sıra, davranışsal tarihlerini de anlatırlar.

BİR KENTİN KİMLİĞİ

Yalnızca tarihsel geçmişi, ekonomisi, yapıları, çeşitli büyüklükleri, dahası egemen kültürü bile oluşturmuyor; ne yazık ki çoğunlukla öyle sanılıyor. Bugünün orta yaşlıları bile kendisini, daha açık bir söyleyişle; tarihini, hüzünlerini, sevinçlerini, aşklarını, kavgalarını bulamıyorsa eğer, İstanbul kimliğini artık tümüyle yitirmiştir.

Yusuf Nalkesen’in ünlü Hicaz şarkısını daha bir içten söylüyor olmalısınız: “Gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz / Hep el ele vererek hayaller kurduğumuz / Kimi üzgün, kimi gün neşeyle dolduğumuz / O ağacın altını şimdi anıyor musun?”

Volkan Yalazay’ın Eski İstanbullu Ağaçlar (İstanbul’un Anıtsal Ağaçlar) adıyla yayımlanan çalışmasının bu şarkıyı sizin için de daha anlamlı kılacağını düşünüyorum.

Bitirirken gerçekten de büyük özverilere katlanan Volkan Yalazay’ın yanı sıra son derece kısıtlı olanaklarıyla Eski İstanbullu Ağaçlar gibi bir kitabı yayımlayan Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’ni, emek veren gönüllülerini kutluyorum.

[email protected]

http://www.kirsalcevre.org.tr/KC/KCdoc.php?page=haber&doc=497

Eski İstanbullu Ağaçlar / Volkan Yalazay / Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği Yay. / 474 s.

Bu haber Kübra Çelebi tarafından son kontrolden geçirilerek yayına alınmıştır.